25 Ocak 2012 Çarşamba

Renkli Külü Olan Sigara

 Felsefeyi Dekart'a yedirecek düzeyde şüpheci bir insanı anlatayım bu gece size. O da pek sevmez geceleri, vakit geçmez haliyle o saatlerde. Uğraşacak belli başlı birşey yoksa iş başa düşer. Vakit öldürmek amaçlı sorular sorulur zihne. Aynen tam bu anlattığımı yapan biriydi. O genelde insanların davranışları yerine çok ufak hakikatler arardı   ''acaba dünyada kaç mum yanıyordur, bu mumların kaçı kibritle yanmıştır, ekvatorda yağmur yağıyor mudur, buzullardaki penguenler uçsa nereye giderdi, afrikadaki akrepler siyahta siyah oldukları için mi onlara kötü diyoruz ? Neden bu akrepler kötüydü, sevilmezdi ? Siyah diyeydi çünkü diğer renkteki akrepler hakkında bu kadar kötü söz söylenmezdi. Ama siyah olması onları kötü yapmazdı. Nerden bilirdik belki bu akrep bir termit kabilesine yuva yapmıştı, belki yaşlı bir karıncanın ekmeğini yuvasına kadar taşımıştı, belki de doğruydu sertçe kol darbesiyle bir tırtılı tahtalıköye sefer etmişti.''  gibi. Bunları düşünürken şarkı dinlemeyi severdi, yanında ise kahve içmeyi. Kahvenin gönül arkadaşı sigarasıydı. Kırmızı malbuş içerdi. Kahve Leyla ise sigarası Mecnundu onun için. O ise fuzuliydi, geceye göre kahramanlarına rol verirdi. Sabah ezanı vakti de gelmişti, bir sigara saklardı ezana. Cama çıkar uçuşan martıları izleyerek nefeslenirdi; mistik ezan sesiyle. Ezanın bitmesiyle uyudu hemencik, gece ayakta kalmanın yorgunluğuyla uyuyakalmasıda pek sürmemişti.
   Takriben saat üç gibi uyandı bizim eleman. Hava o gün fena halde pusluydu. Lakin hava puslu diye mi kendini kötü hissediyordu, yoksa kendini kötü hissettiği günlerde mi hava puslu olurdu ? içine sinmemişti o gün.  ne derler bilirsiniz arkadaşlar ;
'' düz ovada yağmurdan kaçılmaz, göte giren şemsiye açılmaz ''
 çok irdelemedi, karnı açmıştı çünkü. Ufak bir leyla ile mecnun sahnesinden sonra çıktı evden. Yarım ekmek kaşar-salam için bakkala uğradı. Midesini dolduramadan ayrıldı, bakkaldan aldığı tek şey sigaraydı. Kitap alacaktı. her zaman kitap aldığı dükkana yol almaya başladı. Gidişi belliydi; otobüs. Otobüs diye geçmemek gerek. Bu eleman insanları yaptıkları her şey için ayırabilirdi. Ancak yaptığı ayrımcılık değildi önyargıydı. Ona göre otobüs kullanan biri hayatını düzenli bir şekilde yaşayan bilinçli insandı. Aynı zamanda insanları incelemeyide severdi. Bunlar çok gereksiz detaylardı, onun için bütün hatıralarının bulunduğu kadıköye gelmişti. ÇARŞI durağında indi otobüsten.
   Önce kitap aldığı dükkana uğradı. Ancak bir kez daha eli boş dönmek zorunda kaldı. Eve dönecekti, otobüs durağına gereken yoldan gitmezdi dönüş yolunda. Çok sevdiği bir sokak vardı oradan geçerek devam etti. Sokak bittiğinde gözünden bir damla yaş geldi, serçe parmağıyla aldı nemini. Kahvaltı eksikliği nedeniyle iyice de acıkmıştı üstelik, sigarasından çektiği her nefeste daha da fazla hissediliyordu açlığı. Yine her Kadıköy'e geldiğinde köfte ekmek yediği yere gitti, cebindeki bozukları vererek bir yarım köfte yaptırdı. Afisi bol değildir lakin soğan, domates ikilisi pek bir doludur. Midesini tav etti köfteye ama buda canını sıkmıştı. Kalabalığın bakışlarına aldırmadan elindeki köfte ekmeği de fırlattı dönüş yoluna koyuldu, bindi otobüse. Oysa en sevdiği şeydi köfte yemek.
    Ev yolu uzak değildi, uzak olsa da bu kadar yıkıma karşın pek koymazdı o yol. Tabanvayı seçti yollandı.
    Şimdi şu eskiydi bu eskidendi gibi bir çok laf duymuşsunuzdur eminim ki. O da hiç sevmezdi bu muhabbeti ancak cümle yapısı benzese de eskiler her zaman daha iyidir fikrini savunurdu. Ona göre iz bırakanlar unutulmazdı. Beş yıl sonrada bugün iz bırakanlar unutulmayacaktı.

       Sabah yarım ekmek almaya gittiği bakkal artık yarım yapmıyordu. Hijyeni bol hem de tadı güzel ama bir o kadar soğuk sandviçler gelmişti tezgaha. Oysa onun istediği ekşimiş kaşardı, n'olacağını bilerek yediği yarım ekmekteydi.
       Çok geçmeden zamk kadar yapıştırıcı hayat kadar apıştırıcı ikinci yıkımı yaşadı. Kitap almak için gittiği pasaj tuzla buz olmuştu. Sordu soruşturdu ve yerine AVM yapılacağını öğrendi. Kim istemezdi ki yemekli ve her kitabın satıldığı bir mağazaya sahip AVM, para basan bir çark. kim istemezdi ? ancak istemiyordu bizim eleman, onun gözü mağaza girişinde bulunan '' dünyada şu kadar satıldı '' reklamında değildi. O kitapçı amcayı istiyordu, tam yokluğa düşmüşken onun ayarına göre kitap veren adını bile sormadığı o kitapçı amcadaydı. Ve bu amcanın tabi ki bembeyaz sakalları vardı.....
       Kitabını alamamıştı haliyle, dönüş yolu rotasından o sokaktan geçiyordu. Çok sevdiği o sokakta bir dolu hatırası vardı sevgilisiyle. Bilirsiniz arkadaşlar sevgililer ayrılınca değil unutulduğu zaman eski sevgili olurlar. Aynen bu hesaptı onun sevgili dediği de. Yürümeye devam ettikçe bütün kafelere bakıyordu çok gecikmeden gördü sevgilisini. Malum her hikayede ki gibi onun yerine başka bir lavuk vardı artık. Gözünden tek yaş gelirken eski bir hatırası gelmişti aklına (bir bar da sex yaparken basılınca topuklamışlardı beraber ve o kafeye gelmişlerdi birbirlerine gülerek sigara içmişlerdi, onun için bu samimiyet unutulmayacak cinstendi). Bu olay aklına gelince nasıl bir kalp ağrısı oluştu siz düşünün canlarım. Belki o yaşadığı anıları yeni sevgilisiyle yaşayacaktı kız, belki öpmeye bile kıyamadığı dudaklara beş dakika sonra o hödük attıracaktı. Bilmiyordu, bilmekte istemiyordu. Ben de bilmiyorum zaten lan acılar dolusu.
         Sıra geldi enerji, mutluluk kaynağı köftesine. Her eksik mutluluğunu solucan gibi tamamlayan ne eti belirsiz, mikrop yuvası köfte bile değişmişti. Bir zengin firma da tezgahı alıp, afilli bir köfteci yapmış. Hem aynı fiyat, aslında daha lezzetli hem de çok temiz köfteler yapıyormuş. Anladığınız gibi hepinizin sevdiğinden. Ancak o tükürüksüz köfteyi de yemedi, yarısına gelince de fırlattı attı. Acaba mideyi kanatmadan eve gidebilir miyim ? heyecanı vermiyordu neo-köfte.

Eve döndü o gün dönmesine ama aklında ki soruları yanıtlayamadı,

''Gerçekten o gün hava puslu diye mi bunlar olmuştu, yoksa hayal kırıklıkları olacağı günler mi hava puslanırdı?
Peki ya akrepler ? 
Onlar da beyaz mıydı acaba bir zamanlar ?
Ya köfte ekmek? Akrep rengine benzeyen kül olmuş seyyar köfteciler yoktu artık.
Peki yeni yarım ekmekler çok mu keyif veriyordu, ya da sandviçler ?
Akrepler siyahken kötüydü de beyazken çok mu iyilerdi ?
Ya bu sigara onunda külü siyahtı. 
Peki külü daha renkli olsaydı yararlı mı olacaktı ? '' tüm derdi buydu, çok düşündü bulamadı. 
Renkli külü olan sigara bekledi kandırılmak için...
İyi geceler.....
     
     Akrebin Gözleri- Erkin Koray
      Karlar Düşer- Akrep Nalan
 
https://twitter.com/#!/birkibrityak

7 Ocak 2012 Cumartesi

IŞIKTAN VAZGEÇ, YÜRÜ KARANLIĞA

Kallavi miktarda tümörle başlar bu hikaye ve hemen yanındaki evrende işleyen sizin hikayeniz.
Çok dert edilecek bir tümör değil bu başrol oyuncumuz, portakalın kilosu kadar.
Ancak washington olanının tadından yenmez, eheh şaka lan şaka yak bir sigara başlıyorum.


Bu bahsettiğim tümör bazen şarap şişesinin dibindeki sona vurmuş tortudadır,
Sigaranın filtresindeki sona gelişin çaresizliğidir
Kibritin kül olup elvada demesi kadar hayalidir
Arada ibneleşir; arkadaşına verdiğin borç olur, hani ihtiyacım var der ve aslında gider burjuva yerlerde portaklı soyulmuş ördek yer ya işte o ördeğin sana lanetidir bu tümör.
Yılbaşı sonrası gelen çaktığın matematik sınavıdır, logaritmanın sonsuz sayılı üssüdür.

Ciddileşirsek
Annenin yüreğiyle dürtülen gözyaşıdır, belki o an sikinde olmaz ama yatağına girdiğinde annene duyduğun üzüntü ve sevginin karmasıdır bu hastalık. kıskanmıyo imajı verdiğin sevgilin başka biriyle takılmasının içe atılması sonucu büyür, ayrılık sonrası gazı alır ve zihnindeki yerini parseller. sol lobun arkasında sotelenir ama bulamazsın, yok edemezsin piçikoyu. arada dostça yaklaşır sana; öldürmez, sadece süründürür. etkisi karla karışık psikolojik baskıdır.

Haha, biraz beyin sikişi olmakla beraber taşşak geçiyomuşum gibi olacak ama kar'ın doluya çevirip canına acıtacak hale gelmesidir. bir nevi zorunluluklardan kaçamamaktır. ufaktan açıklarsak başkalarına göre yapman gereken şeylere bir bulut dersek, oğlan dönencesinden gelen asi davranışlar bulutunu seçersen yağar bu kar. olması gerekenler bulutunun bekçileri vardır. bu karlı fırtına onların işidir. yok etmek isterler kişiliğini, utanırlar belki senden.
Buna bir arkadaş kazığı
veya
anneniz babanızgilin bir orospuçocuğu bulup sizle kıyaslamasıdır, ofsaytla gol atıp sizi kaleye tıkması diyebilirsiniz.
aslında biraz daha yüksek doz verirsem size; sevgilinizin kar yağışına dayanamayarak soğuğa pes etmesidir. oturacak daha sıcak bir kucak bulmasıdır. kucakta oturmakla yetinmemesidir. insanoğlu asla yetinmez zaten amınakoyim.

İçki gözüyle özet geçersek beyaz şarap gibidir zihin tümörü.. sen farketmeden çökertir seni. süreç bariz bir şekilde gelişir;
ilk önce hayali bir dünya görünümü yansıtır yorgan altı saatlerine. sonra gece yatağında kurduğun hayallerin gerçek olmayacağını söyler sana: siklemez bir dille. ilk başta kabullenmezsin. yine hayali bir tümöre, hayallerini yıktığı için küfredersin, ardından öldürmek istersin. bir bakmışsın tek hayal dünyanda bulabilmişsin onu. ilk pompalıyla alnını ortasına gömersin kurşunu. sadece hayali dünyanda öldürdüğünü görünce kim kimi sikmiş anlarsın. yaşadığın acı karesiyle çarpılıp, üssüyle beraber götüne girmiştir.
bir bakmışsın 45lik plak başa sarmış, joplin reyiz çalmakta
tümör ise ilk şarkıyı söylüyor sana;
şarap şişesinin dibindeki sona vurmuş tortu olmuş yeniden
sigaranın filtresindeki sona gelişin çaresizliği olmuş ardından
ve bu hikayenin başındaki tüm aşamaları kaydetmiş
seni yıktıkça gücüne güç katmış kendini yenilemiş...

Bu olay 5-6 kere başına geldiğinde ise direnmekten vazgeçersin. aylarca buz gibi havaya dayanmışsındır. kar yağan yalan dünyaya inat kar topu ile karşılık vermişken yarı yoldan dönersin.
üşümüşsündür
isyan edersin soğuğa
mecalin üç kelimeye dayanır, ateşini yolla bana dersin.

Ateş yollayamam kardeşim ben sana, iki çöp kibritim kaldı. birer sigara yakabiliriz ancak.
koyalım sohbeti hemen ardından
sok şunu kafana
dönme sikik bir tümör için istediğin, hayal ettiğin şeylerden.
beynindeki hücrelere tembih et yapmasınlar geri vites
yağan kar'a inat kardan adama havuç sok sen
başkasının kucağında ısınan sevgiliye ufo kıvamında ateşini yolla, kor alevler içinde yansın sonra.
oysaki sen 500 puanlık ygs sistemine tam puanlık bir kroşeyle cevap ver.
ağlayan annenede öğret bu üzüntülerin hepsi tümörün oyunu.
öğret herkese gülmeyi
dişlerini göstererek yapmacık olanından değil,
sigarayı yaktığında çıkan dumanla gülmeyi öğret.
o yola çıkarken sıkı giyin
seni öptüğünde güç vericek bir sevgiliyle başla
kayıp yere kapaklandığında el uzatacak arkadaşlarla
sana güvenen insanlarla beraber savaş
baktın ki olmuyor
zor günlerin gitmeye niyeti yok, çek dertlerin altına bir sandalye
Öğren onlarla yaşamayı


Diren ve efsane ol!


Bir kibrit yak, ver dertlerin eline bir sigara.
Sen de anlat ona acil çıkış kapısındaki ışığa koşmamayı
İnadına karanlığa koşmayı öğret
Karanlıktan düştüğünü anlat
Yaralarını göster
Güven bana sen söylemeden o siktir olup gider.


Yeni yılınızda ne gülüşünüz ne sevginiz son bulsun
Turkcell'in bücürlerinin dediği gibi her tümörün karşısına dikilecek sonsuz kibrit var.
J.Joplin reyiz sizle bu gece
iyi geceler ulan iyi geceler.








çArşı kansere kArşı,
kAhrolsun tümörler, tümöre gerivites yApAn hücreler.









5 Kasım 2011 Cumartesi

Papatya falları ve sönmeyen ateş

Ve gözlerini kapayınca yaratılmıştı bu dünya..
Arzı alaya kadar yaratması tek sigaraya bakardı, mekanın tanrısı sensen o dünyayı yaratmak için yedi güne gerek yoktu.
Bi kere olsun güzelliklerden kaçmıştı gerçekleri gösteriyordu ayna kıvamında dünya, açmaya üşensem gözlerimi ve kaldırmaya gücüm yetse göz kapaklarımı kurtulacaktım bu dünyadan. lakin yetmiyordu gücüm artık olanı biteni izlemek zorundaydım. kurgu bendeydi ama geceden kalanlar öyle içime oturmuş ki pollyanna filmi çekmek için ışık yetersizdi.
Yaptığın, yapamadığın, arkadan gelenler, gelipte vuranlar. önden voleler, ve hissetmediğin dakikalarda ağır sözler.
Zamanında aşık olduğun mahalle ablası da vardı. artık sevdiğinden çok abla olduğuna inanmıştı. bir zamanlar hayalini kurduğun kadın şimdi tavsiyeler veriyordu.
- seni kurtaracak kimse yok
+ redkit var
- redkit hayırsız, mama istedi diye rintintine tekmeye koydu
+ hayır ya olamaz, o zaman daltonları kim öldürecek
- sen!
+ ama dört kişi değiller
- olsun sen zaten hep en güçlü olmak istemez misin? tanıdım seni çocuk inkar etme..

haklıydı o abla, sanki yıllardır tanıyor gibiydi beni. hem de son sözü öyle anlatmıştı ki beni kimselere söyleyemediğim kendime sakladığım mevzuyu zamk gibi yapıştırmıştı içime. beni tanıdığın yer dünyaydı, dünya ise onun yanında olsa olsa bir mahalleydi.
güçlü olmak istiyordum, kimseye saygı duymak istemiyordum. felaketimden şaştığım an kıyametler kopsun istiyordum. o da bunu biliyordu, alamadığım telefon ve bir gün tabanı patlayacak ayakkabıdan çok semt aşkının falso verdiği ayarlar koyuyordu bana. evet o kız haklıydı nereden biliyordu nerden anlamıştı ayıkmadım ama ilk sevgilim olduğunda ve o kimse elini tuttuğum ilk gün girmişti dünyaya. magmanın ateşini yolladı bana, biz kov alevler içinde beklerken o daha da sokuldu bana..

- olsun diyorum sana
+ sigara
- olur

yaktıktan sonra sigarayı;

- bazen hissettikleri dil kabul etmez
+ haklısın, etse de ben söylemem zaten
- ya bütün o söylediklerin
+ söylemek istediklerim onlar sadece
- çok mu zekisin
+ sorunluyum
- bence sorunun ne sende biliyorsun
+ hangi biri ? hisler ansiklopedisine ters gelen bir çok sorunum var
- sevgililerine ütopik siluetler biçiyorsun

bunu da anlamıştı, bilmişti pis kaşar. haklıydı gece kime iyi geceler öpücüğü koyduysam onun gibi olmasını bekliyordum insanın, insanların. olmayınca ise tüm gün papatya fallarına tav oluyordum. sormak nedense çok sıkıcı geliyordu. aslında sıkıcı değilde tek cevaplı geliyordu. çok yüzsüzdüm gece bunu düşünmüştüm, ve insanlar hayır diyemiyordu. biliyorlardı beni 'hayır' deseler çok asabi olacaktım veya duymak istemedikleri sözler söyleyecektim.
ya da duralım orda ben onlara iki laf söyleyip kevaşe durumuna sokmamayım diye bana tek kelime söylemiyorlardı.
papatya falları da tutmayınca geceyi bekliyordum, yatmadan bir sigara. ardından artık mutluyum, gecenin gülüşüne her geçen gün daha da aşık oluyordum. o yalan dünyada hiç bir sevgilinin davranmadığı kadar iyiydi bana karşı. her gece bıraktığım iyi geceler öpücüğünün izini sonra ki geceye kadar saklardı. söylesenize bana allah aşkına kaç sevgili, kaç sevilen veya seven bunu yaptı size ? kaç papatya falında her yaprak başına seviyor, seviyor, seviyor diyebildiniz ? gece öyleydi bana hep seviyor çıkıyordu. ama sıkıntılı o mahalle aşkım vardı. nerden çıktı nerden geldi bilmiyorum ama bu gece bana çok ters gelmişti. bütün aforizman kitapları okumuştu, konuşurken adeta bir klavuzla konuşuyor gibiydim.
- ya bir gün gece de yüz vermezse sana ?
+ papatya fallarına inanırım
- o fal da sevdiğin kız seviyor çıkmıştı
+ ya o da seviyorsa ? olamaz mı ?
- ee peki, niye yıllar önce bıraktı ve sen başkasına abone olunca döndü
+ tamam ama geceyle bir tutma
- gecenin bir önemi yok zaten, sorduğum şu o gün gece pas vermedi sana.
+ ee ( kem küm )
- ya dünya dedikleri mahallede de ters giderse işler

cevapsız kalmıştım, deli gibi hissediyordum kendimi. geceleri bir karakter yaratmıştım ve buna ciddi ciddi inanıyordum. buna redkit, wolwerine, spider, beşiktaş diyebilirsiniz hatta ve hatta mat2 hocası diyelim. kim olursa olsun bana mutluluk veriyordu.
uyandım, tek kalemle geceyi sildim. üzülmedim, buna şaşmamak imkansızdı. en boktan sevişlerden sonra ki ayrılıklar bile üzerdi adamı. icabında hasetinden çatladırdı sonra ki günler. ego girer işin içine ve elbet japon edilecek o kız başkasıyla çıkınca bir değersiz hissederdin kendini. ama çok sevdiğim ve beni çok seven geceye hiç üzülmemiştim. hikayenin sonuna geldiğimi farkediyordum, birazdan bitecekti her şey. o dünyada kurtaracak tek şey bir papatyaydı. cebimde bir paket sigara vardı, bir de 4 çöp kibrit. biraz da bozukluk kalmıştı. yolu dert etmedim şarapçı dayının yarım kalan şarabına tav olmuştum bozukluklarla. bir de papatyalar bulunan bir yer bulmuştum.
seviyo, sevmiyo, seviyo, sevmiyo, seviyo, sevmiyo.... ve seviyo!
sormuştum beni seviyor musun diye ?
hayır dedi
o gün bıraktım papatya fallarına inanmayı
bir sigara çıktı cebimden büzülmüş
ben yakmadan o abla uzattı ateşi
afilli bir çakmağı vardı
gücüm, mecalim yoktu yaktım
kafamı kaldırdığım da yoktu
şimdi gelsin o yıllar önce sevdiğim mahalle kızı
diğeri de gelsin hani o ilk elini tuttuğum
ilk maça gittiğim sevgilim de gelsin
ilk desinler bana '' tek dileğim buydu, birini bırakmak kolay ama ya bırakılmak kolay sanmıştın sen ''
ben aldırmayayım
devam edeyim içmeye, şairlere çıkıp bir sarmaşık bulayım
sonra terkedilişimin hatrına bir sigara yakayım
sonra o küçükken aşık olduğum kız gelsin
'' papatya fallarına inan, herkes gibi. o fallar sana inanmıştı sen beceremedin''  desin
ben de güleyim kaba etimle
kendimi terkedilmişler meyhanesine atayım
bir 70'lik söyleyeyim, zaten kabaran veresiyeyi biraz daha yazdırayayım
sonra tam çakırkeyf olmuşken yanıma günlerce beklediğim redkit otursun,
benimde derdim vardı desin,
hayırsız sandığım redkit kalbini kırdığı rintintin için ağlaya dursun
sincap sırtıma çıksın endüstriyel toplumun derdine düşsün
arkadan eski dostlar çalsın, redkit'in tek gözyaşı tetiklesin beni
sikerim böyle işi dedikten sonra ben de ağlayayım
arkadan teselli verenler optik olsun, sırtımı sıvazlayan komşu kızı olsun, sendelediğim anda elimden tutan beşiktaş olsun. ben o serkeş halimle kapı önü sigarasına çıkayım, sevdiğim kız gelsin bir de üstüne. çekinmesin gelsin, herkes vurmuşken otursun karşıma her şey bitti desin,


ağzımı açmadan, dumanı üflerken
'' bu ateş üflemekle sönmez '' desin

saatlerce ağlayayım, eve doğru tabanvay'lanayım. sevecek kimse bulamazsam bir papatya alayım, ya da dur dur o sakladığım parayla bu sefer anneme bir çicek alayım..

o ateşi üfleyerek döndürmeniz, sigaranızın bal olması dileğiyle..

HalukLevent-Kaçış
MabelMatiz-KülHece
Şebo-Sigara

18 Ekim 2011 Salı

Sincap, izafiyet ve son sigara

Baran belki duygular için söylemedi ama herkesin ben mutluyum triplerine inceden inceye falso verdi.
öok geçmeden zamk gibi yapıştırdı hayatı apıştırdı izafiyet dedi.
diğer evren direk bu konuyu çakozladı lakin,
senin mutlu olman belki 15. dereceden kuzeni mutlu etmeyebilir bunu insan düşünemedi
bu düzeni ne sen ne ben değiştirebiliriz demesi ise çok zorladı
sincap bile nutellanın içindeki fındığın derdine düştü, bizim insanoğlu hala şeklinden sola dönmedi.
ayıkamadı oysa mevzuya bizim sincap, yıllarca peşinden koştuğun fındık onu bir aşçıyla aldatıyordu
belki çok üzüldü ama derdini kimselere anlatamadı
derdini yaprak sarması meyhanesinde attı
can baba'nın düşürdüğü bir bardak votkayı dilledikçe dilliyordu
bir de mantar bulmuştu, azıcık midesini bulandırmıştı ancak keyfi yerindeydi
ne etiller, ne kafalar yaşamıştı ama biricik fındığından vazgeçememişti

dönelim esas kızımıza
bizim pelin su da iyiydi.
yıllar seneler geçsede onu kimse eskitemedi
onun tek derdi kulak çınlamasıydı, ekran başı mastürbasyonları
mastürbasyon diyecek terbiyeli insanlar
çünkü bir kulübe arkası, okul en kaçak sigara içme yerlerinde ayşe'nin götü değil
her zaman karl marx ne sikim yemiş o konuşulurdu
çünkü çok önemliydi bunlar, amerika hepimizi yönetiyo demek anahtar kelimeydi
oraya giremezdin bunu demessen
üstüne ufoya inanmazsan adam değildin, o ise aydındı
o aslında en anarşist olanıydı, çünkü kalem tutabiliyordu
en güzel a harfini o çizebiliyordu
çok marjinaldi ezine tulumu
bir insan olduğunu ise müzik zevkinden anlardık
kimseler bilemezdi, herkese yedirirdi o güzelim nota sevdasını
aylık rutin bir pink floyd paylaşırdı
sabahları fatih ürek dinler götü başı dağıtırdı

Konuya nerden buralara geldik bilmiyorum ama en sonunda mutluluğu en garip hakikatlerde aradık. yeri geldi herkes düşündüğünü ortalarda konuşarak ilgi toplandı, attığın like ile bende sendenim pikaçu imajı verildi. varsın olsun öyle kalsın, insanlar mutluluğu bunlarda bulsunlar. bu gece bütün like'lar retweetler sizin olsun. sizin aptal mutluluğunuz başka birinin keyfini kaçırabilir. eğer siz böyle mutlu olacaksınız; haydi durmayın devam edin.
Biz en iyisi emekçi sincapa dönelim
Sincap fındığının peşinden giderken bir de ne görsün. güzelim fınduk bir boka benzemeyen nutella olmuş. millet utanmasa ben de afroyum balbazar!demek için kavanoz üstüne oturacak.
düştüğü durumu görünce napsın bir sigara yakmak istedi üşenmedi tekele gitti
bir ld istedi
zam geldi dediler
parası yetmedi ve son bozukluklara tav oldu
kıydı paraya cebindeki son 50 kuruşu çıkardı
pedere aldırmadan aldı bir filtreli sigara,
çok geçmeden yaktı kibritiyle
aklına gelen iki cümle vardı
derdini bir tek sokakta evden kovulmuş çocuğa anlatabildi
mutluluk izafidir, sigara çok pahalıdır
böyle giderse uyuşturucu yakındır diyerek fısıldadı
aklından çıkarmıştı artık fındığı
o da kapılmıştı yalan dünyanın endüstryel yalanlarına
üstüne üstük canı da nutella istemişti..

Yeni zam maksatıyla sarma sigaranız filtreli, filtresiz olsa bile bal olsun.

Gripin-Elalem

1 Ekim 2011 Cumartesi

Şizosems ' sadece sen ve ben normaliz ' .

‘ Mavi baloncuklar tatlıydı, paralel evrenin en taşşaklı iki üç hatırasından da biriydi. Kadıköy bahariye caddesinde tezgahtar dayı satardı. Daha kişiliğini bilinemeyen dayı gecenin potansiyel kahramanı valide içinse tek suçlusu olurdu.
Çöp arabaları otomatik vites, çöpçüler ise çok zengindi. Tabiri caiz ise pintiliğini saklayan ‘bunlar bizden zengin’ derdi.
En büyük hayallerden biride sokaktaki senden büyük çocuk gibi yalnız dolaşmak olurdu. Bir anda elini çekerdin anne şevkatinden. O günden mi Beşiktaşlıydım yoksa bu herkese aynımıdır bilemem ama hep ayaklarımın üstünde durmak isterdim. Aniden büyükmüşüm gibi balon köpürten aleti cebime sokardım.

 Mahallenin en afilli ablasınada aşık olmuştum yaşıma bakmadan. Yanına gelen adama ayıkamamıştım. Hiç mi insan öğretmez sana sen sevsen de o sevmeyebilir diye. O küçük aklımla sevmiştik birbirimizi. Evlenmiştikte o tüm gün çalışırdı para kazanırdı. Elimden tutardı, kadıköye giderdik. Bana baloncuklar alırdı. Bende üflerdim, çok eğlenirdik biz böyle. Siyahın kontrastı beyaz ise, balonunda aşktı.. Sonradan ayıktım bir filmde anlamıştım dudaktan öpüşenler sevgili olurmuş. O gün anladım mevzuya aldatılmıştım. Anlamını sonradan öğrensemde ben o gün aldatılmıştım. aşkımız başka balonlara kaldı aniden.

 İki üç yaş büyüdük. Valide doğum günü pastasını ateşledi ardından fox kids’li uyduya abone etmiş Yüksel ailesini. Luyi mi ararsın? bobby mi ? alayı var. Yıllarım o piç fox kids’le geçti, idiot takıldım tam anlamıyla. Olaylar jetixe döndüğünde biz ise akşamın ufkundaydık. Kalede runje stoperde Gökhan zan vardı.

 Bugüne geldik hafiften, kadıköyden yalnız döndüm pek bir geçti. Bahariyedeki dayı yoktu, merak ettim sordum ilkokullu yakışıklılara yok öyle bir şey dediler. Üflemiyoruz düğmesi var basınca çıkartıyor dediler. Bizim dayı yerine de başkası kapmış yapı kredi köşesini. Üflemeye o günden ayıkmışız dedim devam ettim.

 Apartmana geldim yalan dünyada ilk aşkım evlenmişte çocuğu olmuş. Çocuğu ise Bizim futbol oynadığımız o arka bahçede cordobaydı bugün. Düşündüm de bende takoz receptim. Ne çok geçmiş tanka karşı taş olmuşuz.

İki tur atmazmıyım arka bahçeye. Göz attım da 90 model mazdayıda satmış doğan abi, reklam yıldızı arabalar gelmiş. Kredisi bitmemiş utancından kıpkırmızı o arabalar.

Geçen de boyama kitabı takıldığım saatlerde ygs’ye girdim. O zamanlar boyama kitabına 2+2 yazardım. Bugün de nostalji meyvesinden iki nefes çektim ygs kitapçığını boyadım. Siyah- beyaz dışına taşırmadan içten ve düzgünce.

 Ayıktım hafiften ne taşşak kafalar yaşadığımı, ben bir lavuğun beyaz kardaki siyah lekesini o bebelerde benim griye sırıtan duyguları sırayla yaşıyorlardı.

 Sokakta çocukta bendim, querasma formalı ayşe ablanın oğluda bendim, şu an zamanında bizi izleyen kapşonlu dayı rolündeydim. Onlar ise gözleri dolan dayının neden ağladığını tartışırlardı tıpkı bizim gibi.

 Apartman boşluğunda sigara içen birileride türemiş. Gizliden gizliye içiyordu, bir de yeşil vivident uzun vardı elinde- box paket- onu çiğniyordu süngere gelince. Çok telaşlıydı, domino taşı gibi tribe soktu alayı beni. Düşündümde bende gizliden gizliden içiyordum çok değil 2 yıl önce. Hakta veriyordum, Lakin peder çakozlarsa bir haftalık harçlığı falso alabilirdi.
 Daha büyük kavgalar vardı artık, pederle takışmıştık yine. Caddebostan yolları taştan oturdum banka. Çok geçmeden lakabı gazete kağıdı olabilecek seviyede birinden soru geldi;
-okuyormusun ?
+evet.
-gözünde yaş var
+soğuktan
-burda mı yatacaksın ?
+peder kıyamaz arar birazdan olmadı valide sultandan ümitler..
-çok mu tersleştiniz
+hayır gereksiz bir konu
-hala söz geçirme cabaları, bir nevi gençlik işte

 o anda ayıktım mevzuya sabahki çocukları izleyen büyüksem ben şimdide bankta oturan ben oydum. ( beyni çok zorlamayın bir daha okuyun yeterli )

- Anladım, peki futbol severmisin ?
+ Beşiktaşlıyım
- çocukları izleyecek yaşa geldin mi ?
+ gözlerim bile doldu
- ayıktın mı mevzuya
+ ben deli değilim
- bunu bir sen bir ben biliyoruz

dedi ve aniden kayboldu şizofren çocuk..’

-         abi hangi çocuk? ***


Beyni çok zorlamamanız, kendi kendinize konuşmamanız dileğiyle. Vivident extra’lı sigaranız bal olsun, iyi geceler..


*** iki bilinmeyen var amınakoyim anladım diye geçinmeyin hemen ***



 Unutmadan mekanın cennet olsun, baba büyüksün.



14 Eylül 2011 Çarşamba

Kan Görmeye Dayanamayan Kız

bizim tuvalet pis kokar, nefret ederim tuvalete koku takanlardan. tuvalet lan bu ne kadar güzel kokabilirki.


hani bir aşk varsa eğer o beşiktaş'tır kontrastı turuncuya çalar.


siz hiç yumruğunuzu delicesine sıktınız mı ?
böyle ilk gördüğünüz demire yumruk atmak için yürüdünüz mü ?
biliyorum zengin olmak istediniz, ya demire yumruk attıktan sonra hastane masrafını karşılamak için para derdiniz oldu mu hiç ?
hani bugün o yumruk bir yer bulmadıysa çekeceğim ızdıraptan değil, çekirdek tadında ailemin keyfi kaçmasın maksatında atmadım.


hata yapmak süreklidir.evliya değiliz en temelinde. bazen sana doğru gözüken, hatta seni siktir et toplumda bile rutin olmuş şeyler bütün gece kafa siken felaketlere yol açabilir. aslında yaptığın tek doğru davranışta böylece hatanın tillahı olur; barcelonadan yatan iddaa kuponu gibi bir taraflarına kaçar.


sen mutluluğu, asaleti sürekli beraber olmakta ararsın. beş dakika daha niyetine evine bırakmayı yeğlersin. ancak hesaplamak ağır gelir aşkın fonksiyonunu.  anlayamazsın, x= 1 iken y= 0 sıfır değerinden ileriye gidemeyecektir. sen konunun ucunu kaçırınca matematik öğretmeni seni çarpanlarına ayırır. olasılık ve kombinasyon yoktur, x > 0 acı vardır. tenefüs olmuş cevap anahtarını sorgularken bir sigara yakarsın.
sonra bir bakmışsınki ders edebiyat olmuş.


''hataya bağlı reaksiyon olmasa da uyku tutmaz oldu. geceler ufak bir öpücük, suratımda hissettiğim parmakların oldu. Sen bir kez bile seni sevip sevmediğimi sorgulamadın. Çünkü cevabını biliyordun. Ben binlerce kez seni sevdiğimi haykırdım cümle cihana. Daha çok bil ve daha çok sevil istiyordum. Yarın uyandığımda, bu gece bıraktığım iyi geceler öpücüğünün şefkati olsun istiyordum dudaklarında. Seni her geçen gün daha çok sevmek için yakıyordum balataları. Layık olmalıydım sana. Bu yüzden kimse böyle sevilmemeliydi ve kimse öyle kolay kolay duyamamalıydı tarafımdan sevildiğini, senden başka. çoktur tanımıyorum seni; bırak seneleri, daha yeni yarım seneye yaklaşır oldu. korkmasın eros; aşkımda mecnun halimden memnunum..'' dedi edebiyat öğretmenim, bir nevi Doruk Koç.


sonra bir de bakmışım edebiyat dersi bitmiş aklımda yine sen kalmışın bundan sonra ki satırlar aşk-ı feda olmuş askerin kanı heybetinde akmış durmuş.


başlamadan iki şarkı patlatalım bari.
Mfö- Ele Güne Karşı


BüyükEvAblukada- Havadar.


dedik yarım yıl bile olmamış senle tanışalı. işler buraya kadar tamam. herşey -miş li. rivayete göre de hep; orda berabermişiz, aslında aynı yerdeymişiz. olay -miş ten -di'li zamana geçince tutulmuşum en ferhat'ından ben sana. hem de en beyazından masum sevgiler varsa griye sırıtmadan dimdik duran siyah acıları görerek.


hasetinden çatlıyordu senden başka ne varsa. eli boklu bir ortamda el değmiş, yürek ve yanında meze olarak emek verilmiş bir sevginin bekçisi rolünü verdim kendime. sana tutuk mecnunlar rüyalarımın yunan ordusuydu, sana olan sevgimi senden başkasıyla paylaşmak inan olsun deplasmanda yenilen beşiktaş kadar koyuyordu bana.
sen imaj satan diğer kızlar gibi de değildin. yapmadığın birşeyi asla yapmazdın. seni ilk gün nasıl tanıdıysam hala öyleydin. kendini pelin su görünüme sokup kokuşmuş 3 filmi izleyip kültürlü sananlardan değildin. bayramlarda amca, dayıların anlattığı uğruna günlerce yolda karşılaşmak için mahallenin içinde tur atılan mahalle kızıydın. yalanın dolanın beyazlar değildi, söylemediğin yalanlardan kastımız başkası gibi olmaya çalışmamandı. sen sadece var oldun, ben sana aşık oldum.
rüyalarımı turnike ettin, döndü dolaştı yine sana bağlandı. bir gece polisten kaçarken, sonra ki sabah deplasmanda uyandık beraber. inci baba'nın börekçisinde açtık gözlerimizi daha tam uyanmamışken sen öperek uyandırmaya çalışıyordun. akşamında ise evleniyorduk aniden. turuncu saçlı uzun boylu bir çocuk vardı. çok geçmeden sokaklarda yattık beraber, akşamı belliydi cebimizde 3 kuruş para vardı yettiği tek şey can baba'nın yarım kalan şarabıydı. sen ağladın bir gece, kalmayan sigarama bakmazsızın uyandım ben.
uyandım da çok şey mi değişti sanki ?
her yeni şeyi prove ettim kendi çapımda ilk shekaspeare oldum senaryoyu yazdım, ardında scothfield oldum ilk senden sonra kendimden kaçtım. Defalarca ayna önünde prova ettik. Daha işin tiyatrosunda korkudan, heyecandan ve karşımızda duran heybetin siluetinden altımıza ettik. Baktık ki böyle olmayacak bu iş, biz de aşkı bizden başka kimsenin anlayamayacağı şifrelerle ifade ettik. adına modadaki gülcü dedik, eve bırakmalar, çıkışta içilen biralar dedik..


oysa sen her üzüldüğünde parabolun diğer ekseninde senden uzak bende üzülüyordum. sen sıkıntı içine düştüğünde benim içesim geliyordu. senden haber gelmeyince o adı muhterem kıskançlık olan duyguyu tadınca hep sırtımızı biri sıvazlıyordu. daha kim olduğunu anlamadan nedenine ayıkıyodum, zaman çabuk geçsin diye kırmıştık kafayı yine. senin olmadığın yerde hep hayali siluetler bize kurtuluş geliyordu. meyhaneci pascal bir duble söylerken oturduğun masada can baba, hacıbaba, doruk abiyle olan masaya servis ederdi etse etse. gece kafayı kırdıktan sonra uyandıran hayalet emrah iken ardından gözyaşını silen ayça ablaydı. çünkü senin dünyana benzer bir tek onlar vardı. Benim dünyam sendin. Dünya dedikleri ise bir mahalleydi yanında olsa olsa. 


yine yanlış kelimeler bastı dünyamı. aynı karşısında gibi daha kalemi alır almaz elim ayağım tutmaz oldu. nedeni bugünkü eşşeklikmiydi yoksa hep mi böyleydi bilinmez ama özür dilemek boynumuzun borcu olsun mahalle jargonuyla.






yazı da, gece de, sigara da, çarşafta bitti.
bu kadar yazıyorsak bir sebebi var anlasana, gece bitiyor, sigara bitiyor, şise bitiyor ben senin sevgine yetişemiyorum.


iyi ki varsın ey güzeller güzeli kan görmeye dayanamayan kız
iyi ki salak insanlar var da tanışmışız kan görmeye dayanamayan kız
gözlerim doldu ağlıyorum lan kan görmeye dayanamayan kız
iyi geceler, rüyandan çıkmaz olayım lan kan görmeye dayanamayan kız..

3 Eylül 2011 Cumartesi

Öyleyse çıldırt bizi başkan, çıkart bizi baştan.

Martılaaar, martılaaar..

Eheh felsefi bir anlam yüklemeyin hemencik. zamanında avrupa yakasında volkan medyum kılığında ''martılaaaar martılaar'' diye çığırıyordu aklıma geldi birden. başlamadan hakikatlere, iki şarkı verelimde kulak pasına fitil niyetine gelsin.

Tv On The Radio- Love Dog

A Tout Le Monde ( Osaka )


En son yazıda dedik değil mi hacı başkan ?

İnsanlar kazıya kazıya ressam, kazına kazına resim olurdu diye.
Bazen çerçeve kadar değerli bile olamaz burayı atladık.

En güzeli uzak olanı diyelim, zamanı geldi çıkartın pasoları ütopyaya gidelim.

Her zaman en büyüğü che'dir. che kimdir diye sorsanız yüzde doksan devrimci der. gerçekten devrimi che yaptı zannederler. senin che'ye ne castro'ya saygın falan kalmaz. sırf insanlar seviyor diye mutanta dönüşen terliksi hayvanları görünce tiksinirsin. bu olay bir çok örnekle desteklenebilir. atatürk'te kurtuluş savaşını tek başına kazandı zaten.. putlaştırmaya devam gerçek yobazlar sizin yüzünüzden bunalıma giriyorum.

Her zaman en güzeli incir reçeli değildir, genel de senden uzak olandır. basit bir örnekle ölen bir kişiye duyulan sevgi gibidir. her gün anne babanız sizden kan alırken, hayattaki son nefesleri sizin bir ömürlük nikotininiz olması gibi.

En çok sevilen seni siklemeyen sevgilidir. ne kadar sevseniz de sizin bıraktığınız pelin su sizi üzmez, sizi bırakan kezban içinizi yakar. pelin su'nun ayrılık sonrası kıvırmalarına gülersiniz, kezban gözünün önünde yeni sevgilisiyle öpüşünce sadece ağlamak istersiniz. olay kezban'ı sevmeniz değildir. burda biraz ego'da girer işin içine. sizden başkasının onu mutlu edebileceğine inanmazsınız. resim olursunuz kazına kazına.doğru demişin be hacı başkan.

En güzel çikolata arkadaşın avrupadan getirdiğidir. sidikli hans bakkalından aldığın çikolata en iyisidir. çünkü o avrupadan gelmiştir. şekline toz değmesin, fakirler merak etsin diye kurtlu olsa bile yersin.

Her zaman en güzel meslek sana en çok puan gözükendir. çünkü senin sikik beynine öyle sokmuşlardır. ananız ben sizi kimseyle kıyaslamıyorum der, ama bilge su senden yüksek yapınca 3 gün yemek vermez ya o misal. her zaman ben istediğim mesleği yapıcam dersiniz. öss sonrası işler öyle değildir puan neyse o hacı başkan kaçarı yok. sözler tuzla buzdur. buna tükürdüğünü götten almak derler.

Bazen en uzakta gözüken şeyler dibinizdedir.
genelde size izin vermezler
benim hiç kazanan tanıdığım olmadı
aslında herkes çok kazandı
hiç kimse kazandığıyla tatmin olmadı
açgözlülük diyorlar buna hacı başkan

Her zaman daha uzağı vardır
farazi hakikatler bitmez
bazen tükenir
bazen ümitlendirir
bazen sevindirir
sahi konu neydi ?
uzak olan mı cezbediciydi
lan zaten herşey uzak
her zaman bir şey uzaktır
5 yaşındayken lise çok uzaktı
şimdi lisenin bitmesi uzak
sonra finaller uzak
her zaman uzaklar vardır hacı başkan

Maksut ki mahalde yarasın şifa niyetine,
demedik mi ?
hayat yarım kalmış bir cümle diye
cümlenin sonu bile uzak.

Başka bir bakış açısıyla aslında uzak falan yok. bin kere dedim. sığırizmin hayallerin pijamasıyla güne başlaması sıkıntı. sadece bir yerde saltanatın sürer, sıcacık yastığında. kışın en çok üşüdüğün yer bazen tek gitmek istediğin yer olur. sen bunu uyandığında sürdürürsen sen sike yan basmışın hacı başkan.

Hep kaybedilen maç sonrası bir daha maça gitmem diyenler, sonraki maça ilk bilet alanlardır.
Artık sevmeyeceğim diyen hakan peker'ler bu sefer ayrılmayacağım diyen en büyük aşkzedelerdir.

Bazen dediklerini yapanlardır
anlık sinirine hakim olamayanlardır
aşkına sadık kalıp, sikine takılmayanlardır
bazen her şeyi uzakta arayıp dibinde bulamayanlardır
hayallerde yaşamak güzeldir
lakin yaşarken hayallere kapılmamak ana hakikattır.

İnsanın en büyük kaybı kibiridir. kendi büyük görmek, olduğundan daha fazlasını istemek sizi üzmekten başka bir sike yaramaz.

Sen asilliği ingiltere kraliyet ailesinde ararsın ama benzin seni edrine'den ileriye götürmez.
belki portakal güzeldir ama gün gelir miden ördeklisini kabul etmez.
sen pink floyd istersin, yaşadığın yıllar roger görmene izin vermez.
toplum sana her türlü fırsatı sağlar gelir serdar sana söyler, umarım bir daha söylemez.
sen adriana tipli kızlar umarsın, mahallenin en sevilen kızı seni tatmin etmez
gece gözünde kalan yaşlar akmadan turuncu'ya çalar, kalbin orda kalmasına izin vermez.

Aslında biraz umduğumuzdan çok bulduğumuzu beğensek,
herkes mutlu olur bizim laz bakkalda bunu istemez.

Hacı başkan çok uzattık bitirelim hafiften
bu aralar ne ben neşeliyim ne kırmızıekoseler.
bizim kurduğumuz hayaller kadar sözümüz var
biz hayaldünyamızı aştık, vay arafta kalanların haline.

Artık yaşadığından zevk alma vakti,  lakin güzel şeyleri biraz bulması zor
Uzakları unutma zamanı, acı iyi değildir hele evde sadece çay varsa.
Bizden uzak olanlar güzel değildir, hayaller izafi ve acı vericidir.
En azından bu cümle sizin bir sonuca varmanızı kolaylaştırır.

Sensin tek ümidimiz hayali dünyalar, bugünlerde pek buralardan hayır yok.
Birazcık pilot olmak beyin hücremden başkasını üzmez.
Öyleyse ümitler sende;

Çıldırt bizi başkan, çıkart bizi baştan..

Çok uzaklara kapılmamanız, sigarayı bal eylemeniz dileğiyle..


Not: sendeki asilliği kraliyet ailesinde bulamadım beşiktaş.
AfilliHakikatler: 
  Bir katilin, bir hırsızın başbakan olduğu bir cumhuriyette, dürüst kişilerin yerinin mezar ve cezaevi olduğunu anlayabilmek çok  zor bir şey olmasa gerek.FidelCastro
   En önemlisi, kaabiliyetinizi koruyabilmeniz, dünyanın neresinde olursa olsun her haksızlığı kendinize karşı yapılmış gibi hissetme kaabiliyetinizi. Bu bir devrimcinin en önemli özelliğidir...

Ernesto Che Guevara